44 kişi kendisini tutuyor, 66 arkadaşı var.


şu an yaşadığı yer İstanbul. rakı şişesinde balık olarak çalışıyor.

... rss kaynağı

rastgele tanınması güzel.

AOLradiohead   28 Ocak 2007 06:42  

... rss kaynağı

arada bir sara da bil (: :themesswemade:

AOLradiohead   23 Aralık 2007 04:36  

bekliyorum.

devilmaycry   07 Haziran 2007 11:18  

KARANLIĞIN ADI 22 MAYIS

Akşam saatlerinde gelen iç acıtıcı terör haberiyle geçti 22 Mayıs 2007 gecesi. Zordu, göz yaşartıcıydı hatta ilerleyen saatlerde öfke nöbetlerine bıraktı yerini kırık duygular. Evlenmesine 2 gün kala damatlık almaya giden gencecik bir evladın yaşamdan koparılışının öfkesiydi, evinde babasının işten gelmesini beklerken artık hiç gelmeyeceğini öğrenen bir minik kalbin hayal kırıklığının ve yarım kalmışlığının öfkesiydi, güle oynaya işten çıkıp arkadaşlarıyla buluşacak olan bir genç kadının vücudunu terkedip bir ana haber bülteninin karelerinde milyonlara sunulan kol parçasıyla göz göze geldiğimiz dehşetin öfkesiydi bu...

Gözümüzün içine soka soka ilmek ilmek işlenen bu terör yeleğini yıllardır giyiyoruz. Terörle tanışıklığımız sinagoglarda parçalanan anneanneyle torununda, İngiliz konsolosluğunda bir kamyonun bomba yüklü kasasıyla göğe yükselen masum ruhlarda olmadığı gibi ; halen dev bir acı anıtı olarak göğe yükselen HSBC binasında da dün akşam adını ilk kez duyduğum o çarşıda da değil. Terörle tanışıklığımız yıllardır Güneydoğuda, doğuda can veren, 20 li yaşlarını sürerken bizlerden koparılan, gözleri ışık saçarken kapatılan şehitlerimizin ardından dökülen gözyaşlarında, yakılan ağıtlarda...

Karmakarışık duygular içindeyim ve birşey yapamamanın verdiği acınası çaresizlik kanıma dokunuyor. İlkel ruhlara mahsus olan intikam duygusu bugün her yerimde. Son dakika haberiyle dikkatim dağılıyor. Ekrana bakıyorum. Gencecik bir adamın resmi var monitörümde, soluk ve yıpranmış. “İşte bu !” yazıyor altında. Canlı bombanın kimliği belirlendi, işte bu ! Kimdir ? Önceki yıllarda adı bile duyulmamış bir terör örgütüne yakınlaşmış ve 2 olaydan fişlenmiş. Birincisi afiş asamak ikincisi 1 Mayıs olaylarında polise mukavemet etmek. Ne alâkadır geçmişteki görüntüsüyle bu durum diye düşünecek oldum ki hemen cevabı gördüm. “Sonrasında bu kişinin görüşleri malum terör örgütüne kaymış olabilir ve onlara dahil olmuş olabilir” diye bir açıklama yapmış emniyet mensuplarımız.

Hadi ! Hep birlikte o gence lanetler yağdıralım ! Suçlu O !

Yüz ifadesinden nasıl bir kişilikte olduğunu da az çok çıkartabileceğiniz bu çocuk, birilerinin evladı olan bu genç, birkaç yıl sonrasının baba adayı bu şahıs nasıl gitmiş bu malum terör örgütünün kucağına ? Nasıl bir boşluktaydı ki nasıl bir eğitim eksikliği içindeydi ki bu ülkeye inancını yitirdi ? Ülkeye inancını yitirmekle de kalmayıp bu ülkenin masumlarının canına kastedecek bir nefret duygusuyla nasıl donandı ? Düşünmeyelim mi ?

Ya da ikinci bir ihtimal olarak gerçekten bu kişimiydi bu fiili gerçekleştiren ? Ülkenin yeni faili meçhullere tavizi olmayan kritik seçim döneminde sahibi çıkmamış 2 bacak eski bir sabıkalıya mı zimmetlendi ? Bilemeyiz. Devletin dediğine inanmak durumundayız belli ki.

Aklımızı başımıza devşirmenin zamanı geçeli çok oldu. Zararın neresinden dönersek kardır umuduyla kendimizi eğitime adamalıyız. Çocuk, genç, yaşlı, cahil demeden bilgi eksiklerini kapatmalıyız. Çok okumalıyız, çok öğrenmeliyiz ama öğrendiğimizi kara deliğe atar gibi kendimizle yaşatmamalı çoğaltmalıyız. Çevremize anlatmalıyız. Bıkmadan, usanmadan, dilimizde tüy bitirip yenilerini çıkarana dek konuşmalıyız. Kaç kişiyi ayıltabilirsek o kadar çoğalmalıyız. Paylaşmalıyız, çoğaltmalıyız. Aklı başında bir yıldızdan kırpıp kırpıp irili ufaklı birçok yıldız yaratmalıyız. Başarırız, bizden öncekiler nasıl başardıysa biz de öyle başarırız.

Düşmanın kimliğinin önemi yok. İnanan ve korkmayan cesur bir Türk’ün karşısında kaç yeşilli, kaç kırmızılı, kaç sarılı durabilir ?

Janis Joplin   23 Mayıs 2007 17:00  

wooowww etkilendim

malcomgerenimo   29 Nisan 2007 00:28  

ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN !
Ülkemizin en yüce makamını temsil edecek kişi nedeniyle içimizin sızlayacağı, yaklaşan seçimlerin siyasi iktidar seçiminden ziyade çocuklarımızın ve onların özgürlüğünün seçimine dönüştüğü, hepimizin her ne şekilde olursa olsun Cumhuriyete bağlılığımızı göstermek zorunda olduğumuzun yüzüme çarpıldığı bir bayram günü olacak 23 Nisan 2007.

Herşeye inat bayrağımızın altında çocuklarınızla doyasıya yaşayın bu bayramı. Bir sonrakini de, daha sonrakini de... Ama “O Pazar”ı aklınızdan hiç çıkarmayın. Seçmen hakkınızı almak için belki de ilk kez oy kullanmak için elinizden gelenin fazlasını yapın. Yıllar sonra “O Pazar” gününü ve Cumhuriyet güneşinin üzerindeki gölgenin nasıl kalktığını torunlarınıza anlatmak istiyorsanız, onların karşısında başı dik ve modern Cumhuriyet nesli olarak durmak istiyorsanız bu kadar kıpırdanma yetmez... Kalkalım ve içimiz rahat uyuyabileceğimiz güne kadar susmayalım arkadaşlar.

Aşağıdaki alıntı, yüce önderimizin “Söylev”inden alıntıdır. Hatırlanmasında ve hatırlatılmasında fayda var...

“Efendiler, yeni Teşkilât-ı Esasiye Kanununun ikinci maddesinin başında yer alan “Türkiye Devleti'nin dini, İslâm dinidir” cümlesi daha Teşkilât-ı Esasiye Kanunu'na geçmeden çok önce İzmit’te, İstanbul ve İzmit basın mensuplarıyla yaptığımız uzun bir görüşme ve sohbet sırasında, karşımdakilerden birinin şu sorusuyla karşılaştım: “Yeni hükümetin dini olacak mı?”

İtiraf edeyim ki, böyle bir soru ile karşılaşmayı hiç de istemiyordum. Sebebi, pek kısa olması gereken cevabın, o günkü şartlara göre ağzımdan çıkmasını henüz istememişimdir. Çünkü, vatandaşları arasında çeşitli dinlere bağlı unsurlar bulunan ve her dinden olanlar hakkında adaletli ve tarafsız davranmak, mahkemelerinde vatandaşları ve yabancılar için adaleti eşit ölçülerle uygulamakla yükümlü bulunan bir hükümet, düşünce ve vicdan hürriyetine saygılı olmak zorundadır. Hükümetin bu tabiî sıfatının, şüpheli yoruma yol açabilecek vasıflarla sınırlandırılması elbette doğru değildir.

“Türkiye Devleti'nin resmî dili Türkçe'dir” dediğimiz zaman bunu herkes anlar. Hükümetle olan resmî işlemlerde Türk dilinin geçerli olmasını herkes tabii bulur. Fakat, “Türkiye Devletinin dini İslâm dinidir” cümlesi aynı şekilde mi anlaşılacak ve kabul edilecektir? Bu elbette, açıklanmaya ve yorumlanmaya muhtaçtır.

Efendiler, karşımdaki gazetecinin sorusuna “hükümetin dini olamaz!” diyemedim. Aksini söyledim.

Vardır Efendim, İslâm dinidir, dedim. Fakat, hemen arkasını “ İslâm dininde düşünce özgürlüğü vardır” cümlesiyle cevabımı açıklamak ve yorumlamak gereğini duydum. Demek istedim ki, devlet, düşünce ve vicdana saygı göstermekle kayıtlı ve yükümlü olur.

Karşımdaki gazeteci, verdiğim cevabı akla yatkın bulmadı ki, sorusunu şu tarzda tekrarladı: “Yani devlet bir dine bağlı kalacak mı?”

“Kalacak mı, kalmayacak mı bilmem!” dedim. Konuyu kapatmak istedim. Fakat, mümkün olmadı.

O halde, denildi; herhangi bir konuda inançlarım ve düşüncelerim doğrultusunda bir fikir ortaya atmaktan, hükümet beni engelleyecek veya cezalandıracaktır. Oysa, herkes kendi vicdanını susturmaya imkân görecek mi? O zaman iki şey düşündüm. Biri, yeni Türkiye Devletinde her ergin şahıs dinini seçmekte serbest olmayacak mıdır? sorusu. Diğeri, Hoca Şükrü Efendinin : “Bazı yüksek din arkadaşlarımızla birlikte düşündüklerimizi şeriat kitaplarında yer almış belirli ve değişmez İslâmî hükümleri yayınlayarak, maalesef yanıltıldığı görülen İslâm kamuoyunu aydınlatmayı boynumuza borç bir görev saydık” girişinden sonra yer alan “İslâm halifesinin görevi, dinin emirlerini korumak ve kollamakta peygamberin yerini tutmaktır. Dinî hükümler koymakta da yüce Peygamber Efendimizin vekilliğini yapmaktır” sözleri.

Oysa, Hocanın sözlerini uygulamaya kalkışmak, millî hâkimiyeti, vicdan hürriyetini kaldırmaya çalışmaktı. Bundan başka; Hocanın bilgi dağarcığında, Yezitler zamanında yazdırılmış istibdat rejimine has formüller bulunmuyor muydu?

O halde, ne anlama geldiği ve ne kastedildiği artık herkesçe iyiden iyiye anlaşılmış bulunan devlet ve hükümet kavramlarını ve millet meclislerinin görevlerini din ve şeriat kılıklarına bürüyerek kim ve ne için aldatılacaktır?

Gerçek bundan ibaret olmakla birlikte, o gün İzmit'te basın mensuplarıyla, bu konuda daha fazla görüşmekte yarar yoktu. Cumhuriyetin ilânından sonra da, yeni Teşkilât-ı Esasiye Kanunu yapılırken, lâik devlet deyiminden dinsizlik anlamı çıkarmak eğiliminde olanlara ve bundan yararlanmak isteyenlere fırsat vermemek için, kanunun ikinci maddesini anlamsız kılan bir deyimin sokulmasına göz yumulmuştur.

Kanunun gerek 2. ve gerek 26. maddelerinde fazladan yer alan, yeni Türkiye Devleti'nin ve Cumhuriyet rejimimizin çağdaş karakteriyle bağdaşmayan deyimler, inkılâp ve Cumhuriyetin o gün için sakıncalı görmediği tavizlerdir.

Millet, bu fazlalıkları, Teşkilât-ı Esasiye Kanunumuzdan ilk fırsatta kaldırmalıdır!

(Kemal Atatürk, Nutuk 1919-1927)

Sevgiyle kalın...

Janis Joplin   20 Nisan 2007 12:00  

KADINLAR GÜNÜ

8 Mart'ın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanması, uluslararası düzeyde kabul gören bir hal alması 1970'lere rastlasa da, bu tarihe kaynaklık eden olay ve dünya kadınlarının ortak bir gün kutlama isteğinin gündeme gelişi 1800'lerin ortasını bulur. ABD'nin New York kentindeki Cotton tekstil fabrikasında çalışan işçi kadınlar, 1800'lü yılların ortalarından beri daha iyi çalışma koşulları, emeklerinin karşılığında hak ettikleri ücret ve daha iyi yaşam için mücadele vermektedir. Ama bunca yıllık mücadeleye karşın elde edebildikleri pek bir hak yoktur. En sonunda, 8 Mart 1908 günü, haklarını alabilmek için son çare olarak greve giderler. Ancak patronlar bu greve zalim bir şekilde müdahale ederler. Greve giden kadınlar fabrika binasına kilitlenirler. Patronlar bu yolla grevin başka fabrikalara sıçramasını engellemek isterler. Ancak beklenmedik bir şey olur ve fabrika yanmaya başlar. Ne yazık ki yangından fabrikada bulunan kadın işçilerden çok azı kaçarak kurtulmayı başarır Yanan fabrikadan kaçmayı ve fabrikanın çevresine kurulmuş olan barikatları aşmayı başaramayan 129 kadın işçi yanarak ölür. Bu olayın çıkış noktası olarak kabul edildiği Kadınlar Günü fikri, 26-27 Ağustos 1910’da Kopenhag’da düzenlenen Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansında ortaya atılarak kabul edildi ve bir çok ülkede her yıl kutlanmaya başladı.

Yukarıdaki tarih bilgisinden de anlaşılacağı gibi Kadınlar Günü esas anlamda Emekçi Kadınlar Günü’dür. Bugün ; Kadınların tüketim ırkı olmadıklarının vurgulandığı, üretime katılma koşullarını eşit şartlara çekme mücadelesinin altının çizildiği bir gündür. Kadınların erkeklere üstün oldukları fikrinin dayatılacağı, erkeklerin, akşam eve giderken “çiçek almalıyım“ veya “hay allah pırlanta yüzük mü alsam ne alsam“ diye bir hediye telaşına sürüklenmemesi gereken bir gündür. Dünyanın her noktasında hayata birşeyler katan ve üreten toplum içinde olan kadınların haklarına saygı duyulmasına, onların sosyolojik yapı içindeki varlığının sadece çocuk büyütmek ve yemek pişirmek olmadığına kanaat getirmemiş kafaların silkelenmesine vesile olabilecek bir fırsat günüdür. Sevgililer gününe benzetmeyelim, saçmalamayalım, saçmalayanları uyaralım...

Kadınlar günümüz kutlu olsun :)

Janis Joplin   08 Mart 2007 11:07  

YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN HÜLYA HANIM

Az önce bir haber okudum. Ciddi bir haber mecrasında, zat-ı muhterem’in topluma sağladığı faydaların hacmiyle ters orantıda sayılabilecek, oldukça büyük bir yer ayrıldığını gördüm. Merak ettim okudum. Okumaya yeni başladığım günlerdeki kese kağıdından bozma gazete kırpıntılarındaki yazılarda dahil, okuduğum herşey bana birşeyler vermiş olmasına karşın bu kadının ağzından çıkanları okuduğumda beynimin bazı loplarının kısa devre yaptığını hissediyorum.

Bahsi geçen “sanatçı” kişiliğin ağzından çıkan anlamsız edebiyatın hayatımdaki bazı değerlere ters düşmesi, tartışılır olması veya kayda değer olmaması ile ilgili değil yaşadığım travma. Tamamıyla şaşkınlıktan. Sevgili Hülya Hanım konuşuyor, konuşacak da susmayacak. Onun üretimi maalesef budur. “Sanatçı” olduğunu iddia edecek ama yakışıklı jön tartışmalarıyla sözde sanatını taçlandırmaya çalışacak, sporcu olduğunu iddia edecek ama tenis kortuna tuhaf giysilerle çıkıp yeni bir giysi trendi yaratma peşinde koşacak, aile olmayı başarabilen saf insanların bazılarının kafasını bulandıracak sorumsuz laflar edecek. Bu bitmeyecek ve bizim çizgisi zaten diz hizasında olan basın kültürümüzü deniz seviyesine düşürecek. Basın organlarımız ise (magazin basını diye ayırmıyorum çünkü hepsi aynı) sanki Hülya Avşar’ı kendileri yaratmış değil de Hülya Avşar onları yaratmış gibi ona habire çanak tutacak.

Benim derdim Hülya Avşar değil derdim olacak beni sinirlendirecek kadar da önem arzedemeyecek hayatımda. Sadece tuhaf bulduğum ve onun sorumluluk bilincinde olmadığını düşündüğüm bazı durumlar beni ürpertiyor.

Aldığım gazetenin ekinin manşetin de elbette ki haftanın 3 gününde düzenli olarak Hülya Hanım var. Bu sabah gazetemi aldığımda o 3 günden birini yaşadığımı farkediyorum. Manşette Hülya Hanım. Buyurmuş yine birşeyler kendileri. Haberin hemen altında küçük bir karede ise kardeşi Helin Hanım var. Bebek’de açmış olduğu butiği iş yapamadığı için kapamış. İşte benim derdim tam da burada başlıyor. Hülya Hanım kendisiyle birlikte kimleri nereye sürüklüyor ? Birgün esamesi okunmayacak bu magazin hayatını canlı tutabilmek uğruna körelttikleri ile kimlerin hayatının hedefini kaybetmesine neden oluyor ?

Helin Hanım, halen hangi konuda yeteneği veya bilgisi olduğunu bilmediğim bir bayan. Ben onun ismini bile çok sonra öğrendim. Bir dönem kızı mı acaba, bir dönem onun kardeşi, birçok dönem de birilerinin sevgilisi olarak anılan bir kişi. Birgün farkediyor ki yaş kemale eriyor iş sahibi olmak lazım. Modacı olmaya karar veriyor.

Gazı alıp tozu dumana katarak marka bile yaratıyor. "HELİNİST" Oldu canım buyur gel! Modacı olmak, bir sabah kalktığında "bugün de modacı olmak istiyorum abla. Aç bir dükkan gönder arkadaşlarını 15 gün sonra marka değilsem tükür yüzüme" cinsinden bir dava değil ki güzel kardeşim. Eğitimi var, okulu var, kursu var, kitabı var falan. Kitap demişken Alem dergisi falan değil yanlış anlama.

Bu kızcağız ablasının nüfûzuna güvenip hayata bir yerinden tutunmaya kalkışıyor ve o hızla bozguna uğruyor. Yazık değil mi ?

Bu arkadaşımız geçen günlerden birinde bir gazetecinin “Yeni saçınızla Paris Hilton’a benzemişsiniz” lafına “Aaa öyle mi ne güzel” diyerek seviniyor belki de kendiyle gurur duyuyor.

Yapma be Hülya Hanım biraz gör artık. Bugün kardeşinin hayatı saçma bir yerlere doğru gidiyor görünüyor. O seni örnek aldı. Yarın kızın büyüyecek. Bahtı ve şansı açık olsun, çok başarılı biri olsun inşallah o minik pırıltı. Ama ona yapma bu kötülüğü. Gerçekten üretmek nedir onu görsün görmesine fırsat ver. Sen de ona maddi anlamda değil manevi anlamda, senin gerçekten sanatçı olduğuna ikna olacağı birşeyler bırak. Lütfen çektiğin film sayısından dem vurup sanatçıyım deme. Bir filmdeki mastürbasyon sahneni gösterip oyunculuğa bak deme. Sen, ben yesek o güzel çocuk yemeyecek bunları...

Janis Joplin   28 Şubat 2007 22:23  

KAN BAĞIŞINDA BULUNAMIYORUZ !

Bugün, çalıştığım firmada kan bağışında bulunmak istedik. 23 Şubat 2007 Cuma günü saat 10:00 itibariyle Çapa Kan Merkezi'ni arayıp nasıl bir yol izlememiz gerektiğini sorduk. Telefona çıkan ilgili kişi kan bağışı alamadıklarını belirtti. Nedeni sorduğumuzda kendisinden aldığımız cevap şu idi : "Şu anda maddi sıkıntıda olduğumuz için aldığımız kanları teste gönderecek paramız yok"

Bunun üzerine test parasını da kendimiz karşılayabileceğimizi belirtik. Ancak yasal prosedürler gereği bunu da kabul edemiyorlar. Telefona çıkan o bayanın sesindeki mahcubiyeti duymanız lazımdı arkadaşlar. Diyebilecek hiçbirşey bulamıyorum.

Bu ülkede ; gereksiz ve yalan vaadlerle dolu bir seçim kampanyası için partilere milyonlarca lira veriliyor.

Bu ülkede ; iktidar sahibi şahsiyet ve ekibi binlerce liralık outdoor reklamlarını içleri hiç acımadan ülkenin her köşesine koyabiliyor.

Bu ülkede ; halkçı olduğunu iddia eden bir partinin mensupları popolarını gezdirmek için binlerce lira ödeneği gözünü kırpmadan sözde resmi gezilere harcayabiliyor.

Bu ülkede ; sadece birilerinin maaş almasına yarayan devlet televizyon ve radyo kurumuna, ödediğimiz faturalarda, oynanılan şans oyunlarında bile para aktarılıyor.

Bu ülkede ; kan bağışı yapılamıyor. Çünkü bütün bunlar ve sayamadığım daha birçok götürme vakası yüzünden hazinede para kalmayıp sağlık kurumumuza para gidemiyor.

Bü ülkede ; lösemili birçok çocuk, kan ihtiyacı olan birçok hasta kan beklerken, kan verecek olanlar yardıma koşamıyor.

Netice şu ki ; bu sabah Kızılay Kan Merkezi görevlisi ile aramızda geçen konuşmada kendisinin aktardığı bir bilgi gerçeği ortaya koyuyor. Aynen kendisinin cümlesini aktarıyorum : “Sadece bugün burada 8 lösemili çocuk hayatını kaybetti”

Ben burada bunları yazarken, birileri kahvehane köşelerinde memleket kurtarırken, bazıları bir giydiği ayakkabıyı bir daha giymezken ve sevgilisi kendisine değerli bir hediye almıyor diye dövünürken, bir yerlerde hayatlar sönüyor.

O kadının son söylediği cümle öyle şiddetli bir tokat ki aslında durumu izah edebilmek için. Ama yanağı acıyacak kimse var mı artık buralarda ?

Janis Joplin   23 Şubat 2007 17:48  

SEVGİLİLER GÜNÜ ÜZERİNE

Günlerdir televizyon reklamlarından, radyo spotlarından, gazete ilanlarından ve pek değerli gsm operatörümün benden izinsiz paylaştığı cep numaramdan reklam gönderen onlarca marka temsilcisine üzülerek bildiriyorum ki sizin Sevgililer Günü'nden anladığınız el ovuşturup paracıklara salya akıtma tavrınızdan nefret ediyorum. Ama bu dünyada, hergün çeşitli ülkelerde ölen, mağdur olan milyonlarca çocuk yardım beklerken ; 10 tanesinin karnını doyuracağı paraya sevgilisine gövde gösterisi yapıp ihtişamlı bir hediye almayı yeğleyenler oldukça siz daha büyüyeceksiniz insanlık ise küçülecek.

Benim cildimdeki sivilceyi geçirebilmek için kullandığım ilacın üzerinde denendiği ve belki de ölümüne sebebiyet verdiği küçük çocuklar,

Çocuğuna bir lokma yiyecek alabilmek için dünyanın abi'lerine denek olmayı kabul eden Afrika'lı anneler ve babalar,

İnsan müsveddelerinin birkaç dakikalık zevki uğruna küçücük bedenleri sömürülen çocuk pornosu mağduru minik kalpler,

Acımasız bombaların ve kurşunların neden atıldığını bile bilmeden onların altında paramparça olan masumlar,

Sizlere yardım etmek için neler yapılabiliri hiç düşünmeden hatta sizin farkınızda bile olmadan sevgilisine aldığı tek taş pırlantanın veya pahalı hediyenin gururuyla bu gece rahatça ve keyifle uyuyacak tüm kendini bilmezler adına sizden özür diliyoruz...

Janis Joplin   14 Şubat 2007 11:36  

Google Bize Logo Yapsana !

Destekleyelim :)

Janis Joplin TV

Şu an 70 milyon ne izliyor?

BLOG Janis Joplin rss kaynağı

adresi: http://janis-joplin.sosyomat.com/blog

Sosyomatlar

üyesi olduğum topluluklar | yöneticisi olduğum topluluklar
  1. rock

    rock

    3951 üyesi var. üyelik serbest.



 
tuttum işlemi gizlidir. karşı tarafın haberi olmaz. tuttuğunuz kişileri bir arada görebilir, yaptıklarını takip edebilirsiniz.

ETİKETLERİ